1. Yazıyı görünene yaklaştıralım.

Mithat Şen’in ağırbaşlı vücut tematiği, bize burada bir bilgisayar oyunu aracılığıyla sunulmaktadır. Ciddiyet ve oyun. Üç zaman boyutunu devreye sokmaktadır bu oyunun Mithat Şen’in sayfalarındaki belirlenimi.
Şimdi: şimdiki zaman diye nitelendireceğimiz boyutta yer alan biçimlere bakalım (bunlar en büyük kareli olanlardır). Üst orta’da ve merkezde olan biçimler. Oyun şudur : üstteki biçim, sanki dıştan doğru gelmektedir, bunu merkezi kümeye – bu kümeyi dolduracak ve sonradan da doldurulmasını engellemeyecek tarzda -yerleştirmek gerekir. Buradaki yorum: rastlantıyı belli bir beceriyle düzene sokarak dolu bir vücutsal şekil oluşturmak. (Şu noktaya dikkat edelim: yeni gelen biçim – rastlantısal öğe – düz bir renkten oluşmuştur, öyleyse derinlik etkisi, kontrast yoluyla ışık, desen içermemektedir. Vücut-dışı ya da vücut-öncesi: vücutlaşmaya gelmektedir).

2. Oysa rastlantı ve düzenleme oyunun neye varacağı, ne olduğu önceden saptanmıştır. Sürecin yazgısı, olacak olan’ ın sayfanın altındaki dizisel resmindedir (bir Osmanlı minyatürü dizisi?). Bu yazgı resmi’ne eklenecek biçim, bir önceki sayfadan, sağ üst köşeden belirtilmiştir. Sol üst köşede ise merkezi kümenin bir önceki hali “tutulmaktadır” (yakın geçmişin resmi): bu, Husserl’in “Retention” dediğine uyabilir, ki “yeniden anımsama” (“Wiedererinnerung”) boyutundan farklı olarak şimdiki zamanın kuruluşunda etkin olan bir boyuttur. (Ama belki tam Husserl’ci anlamda bir “Retention” olması için, bir önceki “gelen biçim”in de bu sol üst köşede resmedilmesi gerekiyordu).

3. Şimdi. Biraz durup, merkezi (ya da ana) kümenin sürecine bakalım. Birinci sayfada yer alan yazgı resmi’ne uygun olarak birikme (ya da toplanma) içeriyor bu süreç. Oysa ikinci sayfanın sağ alt köşesinden itibaren yeni bir yazgısal dizi başlamış oluyor. Ve bu yeni dizinin birikmeyi sürdürmediğini farkediyoruz. Demek ki : ana kümede, sonradan, belirli bir oyun kuralına göre, silinmeler, eksilmeler olacaktır. Oysa yedinci sayfanın sağ alt köşesinden itibaren üçüncü bir yazgısal dizi’nin başladığını söylemeye itilmekteyiz: O yeni giren basit mavi biçim ile bir önceki (onun solundaki) biçim arasında aşırı bir silinme olayı olmuştur – bir başkalaşım.

Bu değişimlerin bilgisayar açıklamalarını bir kenara bırakıp, bir sonuç çıkartalım: birikmeci bir zamanın yerini silinmeli bir zaman alıyor. Bu silinmeli zaman, tam şimdiki zamana “geçecek” iken oyun duruyor.

4. Burada patetik bir yan yok mudur? Fazla yorum yapmaktan sakınalım ve bakalım.
Oyunda belli sayıda kare yanyana gelirse, sıra olduğu gibi siliniyor, silen oyunu kazanıyor. Başta (1’de) dedik ki: çaba, dolu bir vücutsal şekil oluşturmak yönündedir. Bu çelişkide duralım. Bir bakıma, oyunun mantığıyla “ressam”ın (ve “resmi” arayan izleyicinin) mantığı çelişmektedir. Ama bir şüphe de belirmiyor değil : ya ressam da silmeyi – ve, eğer vücut, kendi vücudunun resmiyse, silinmeyi – arzuluyorsa? Böylece, kurduğunu – aynı çabanın devamı olarak – eksilterek kazanmayı? Neyi kazanacak: sükuneti mi? Oysa en eksik biçim 7. sayfanın sağ alt köşesinden girmişken, ondan bir sonra gelecek olan ve aynı sayfanın sağ üst köşesinden haberi verilen biçim yeni bir birikmenin işaretini sunmaktadır.

5. Silinme mutlaklaşmayacaktır. Resim ve vücut bitmeyecek-lerdir. Ressam, vücut kurmaktadır: resim, vücut almakta. Vücudun resmi, Mithat Şen’de, yoğun, “dolu” ve yalın nitelikte az sayıda parçaya bölünmüştür ve bunlar belirli bileşmeler (“combinaison”lar) içinde tekrarlanmaktadır. Bilgisayar tekniği Mithat Şen’e, bu sayfalarda, vücut konusunu zamansal boyuta, rastlantıya ve oyuna daha bir açma olanağı vermiştir. Ayrıca hem trajedi boyutu içeren hem de patetik, bir yanı olan bir sunum gerçekleştirmesini sağlamıştır. İronik bir yan vardır burada: trajedi ve patetik, güncelleşmiş ve bayağılaşmış bir oyunun kullanımı aracılığı ile verilmektedir. Zamanımız çocuklarının ve büyülenmişlerinin elinden düşmeyen oyun, derin bir tasarımın olanağını vermiştir Mithat Şen’e.

6. Sorun, bilmeceyi çözmek değildir. Zaten felsefeci ve ressam için vücudun ve zamanın bilmecesi çözülmüş değildir. Sorunun sorulması ve yanıtın başlaması etkinliği, sonsuz bir uğraştır. Mithat Şen’in vücudu ele alıs tarzı felsefeciye ne verebilir? Gizemli – oysa kendini gözlerimizin önüne seren – bir vücut nötr’ lüğünün, vücudun kendini sunduğu anda kendini kapalı tutması durumunun, fenomenal dünyada karşılığı nedir?

Vücut, bir “kendi”dir. Kendine maruz olma durumudur: kapalı bir pathos. Burada Michel Henry’nin vücut anlayışını buluyoruz. Dışa açılmanın, şeylerle – hissedilenle, görünürle – hissedenin ve görenin kesişmesinin kaynaksal yeri olan Merleau-Ponty’ci vücuttan çok, Michel Henry’nin anlayışına yakındır Mithat Şen’deki vücut. Elbet, Mithat Şen’in “ressam” olmasından kaynaklanan bir farkla: fenomenal vücut, içkinliktir, temsil değildir, dışsallık değildir, kendi karanlığında kendi kendini hissediştir. Oysa, sözünü ettiğim vücut nötr’ lügü, vücut kapalılığı ya da sakınımı Michel Henry’nin değindiği fenomenal vücuda kanımca yaklaşmaktadır.

7. Yoğunluk, “doluluk”, yalınlık; ayrıca parçalılık, bileşme ve tekrar unsurları, temsil içinden temsil dışı bir gerçekliği işaret etmektedir. Vücudun ağırbaşlı pathos’unun bu resimlerin karanlık doğrusu olarak bu resimlerce içerildiğini sezmekteyiz. Temsilin değişik yollardan bu görünüşteki nötr’ lüge indirgenmesi – ortada tehditkar bir anlam, bir başkalık izi bırakarak – temsilin böyle bir sınıra, bir eşiğe vardırılması, tam da, hiç bir temsilin olamayacağı vücut pathos’una açılım sağlamaktadır. Ama bu pathos, Mithat Şen’ inkidir… Açılım belki bir sözdür ve belki de Mithat Şen bunu beklemektedir. Belki de şimdi, bakışınızı resimli sayfalar – yazılı sayfalar arasında gezdirirken okuduğunuz, eksilttiğiniz, çoğalttığınız şu sözdür. Bir yanıt. Görünürün dışındaki doğru olarak.