Mithat Şen’in resimleri gelenekle uğraşmaz. Bitmiş resimde görsel yolla ele geçirilmiş bir imge yoktur. Örneğin bu resimler ebru tekniğinin figür üzerine giydirilmesi değildir. Şen’in resimleri böyle ilişkilendirilmelere dayanıklıdır, çünkü Türkiye resminde kendini salt görselliğe dayandırmayan azınlık işlerdendir. Bir resim salt kendini görsel bir oluşumdan muaf tutabiliyorsa süslemede olmaz.

Yakınlığı olduğu Ömer Uluç resmi, Uluç’un kendisinin de söylediği gibi figür ile soyut arasındaki aralıktan hızla süzülür, ne budur ne diğeri. Bir o kadar da libidinal bir hazzın işlerini taşır. Ayrıştıkları alanlardan en önemlisi ise Şen’in resminde, soyutlaşma ya da figürleşme olmayışıdır. Oysa, Uluç’un resimleri geçiş ve göçebelik resimleridir. Şen’in imgelerinde ise sıcak ve sarhoş bir bedensel ize, imza olmasa bile bir ize rastlanmaz. İmge kendini ısrarla kendisinden ayırır. Üstüne oturduğu bezin üzerine set set çıkan bir çıkartma, bir kabartma olarak, üstüne parmaklarınızı gezdirdiğiniz bir harita gibi kendini duyurur. Bu ise imgenin yapılışıyla ilgili de olsa, imgeyi yapandan ve imgenin kendisinden ayrıdır.

Denilebilir ki bu imgeler Türkiye resminde sık sık üretilen kimliksiz şablon figürlere benzer. Oysa Şen’in resimleri bir kimliğe ya da cinsiyete, yani işlev ve konuma göre sabitlenmiş bir veriye göre kurulmaz. Şen’in resimleri dizi dizidir, bir düzene dayanır ancak prototiplere göre oluşmamışlardır. Ortada prototiplere sığınmayı gerektirecek öncül bir zihin boşluğu yoktur. Minyatür resminin şablonlanmış, birbirini başka sayfalarda tekrar eden figürleriyle de bir bağ yoktur. Minyatürde aslen temsili bir figür olduğu söylenemez. Kuşkusuz Şen’in bedene benzer imgeleri de temsiliyet uğruna kendilerini açığa vurmazlar ama birbirlerinin aynısı da olmazlar. Kendi dışlarında tasvir ettikleri yoktur. Yapılışları gereği elin iz bırakıcı erkesine de kapalıdırlar. İki farklı tekrar geleneği var. Birinci Warhol’un iyiden iyiye irdelediği gibi yitik bir orjinale ya da orjinali olmayan bir orjinale dairdir. Bu medyatik dolaşımın, yeniden üretimin içinde yer alır. Bir de tekrarın, görüntünün kendisi içinde olduğu bir gelenek vardır ki, örneğin bir ikonada, ve özellikle Bizans Balkan geleneğindeki İsa tasvirlerinde, İsa bütün İsa’ları taşır ve kuşatır. Bir Mithat Şen resmindeki beden başka bedenler değildir ama onun tekrarı işte bununla ilgili olabilir. Küçüklü büyüklü, parçalı bütünlü bu dizinin bir bedeni vardır. Tekrar halinde o olanla o olmayan birbirlerini kurarlar. Tabii ki modüler ve ikonoklast bir düzendir kurulup bozulan.

Şen’in resmi soyut ya da figür sorunu taşımaz. Geleneğin tezahürünü reddini düşünmek zorundayız ama bunu bir geleneksel motifin modern bir görüntü yoluyla izole edilmesi ve farklı resim geleneklerinin bir arada sunuluşu çerçevesinden değil. Gelenekçi yaklaşımın temelinde ve sahip çıkma kaygısında toplumsal bir hedef yatar, pedagojiktir ve yön gösterici olduğunu savunur. Şen’de bir büyük anlatıya yollanma yoktur. Oysa görsel alıntıya çalışan gelenekçi modelde ders verme kaygısı da vardır. Çünkü geleneği “gösterir” . Şen’in resimleri ısrarla görselliği arkaya iterek entim ve psişik bir alan çizer.

Şen’in işleri, Kandisky’nin 1970 yılında Münih’te yaptığı resimler gibi ikonumsu ve Bizanslıdır. Bedenin ikonlaştırılması, soyutlamayla aynı şey değildir. Bizans Balkan ikon resimlerinde çarmıha gerilen İsa’lardan bazılarında özellikle göğüs ve gövde kasları sürekli olarak parçalanarak sanki bedenin kendisinden bağımsızlaşırlar. Şen’in resimlerinde parçalara ayrılarak yeniden kurulan bedene benzeyen imge ise resmin ta kendisidir. Aynı zamanda beynin ince kıvrımlarını çağrıştırırcasına us ve gövdeyi tek alana da indirger. Yani o sadece akılsız bir gövde değildir. Bütün bedendir. Bu resimlerde bilinçaltı, yüzeyde sabitlenmez bunlar bilinçaltının resimleri değildirler. Zaten bilinçaltı resmedilemez. Beden cinsellik taşır ama bu cinsellik, batılı us-beden ilişkisine, ayrışmasına göre çizilmemiştir ve erojen bölgeler sınıflandırılmamıştır.Beden tek bir cinsel kimliğe göre kurulmaz. Erojen bölgeler yer değiştirir. Bu beden kendi içinde göçebedir. Erotik dolaşımı olduğu kadar, bir yüzey üzerinde kayışı da yersiz yurtsuz oluşundandır. Beden parçalanır ve sürekli olarak, kendini yeniden düzenler, düzenledikçe irileşir, şişer çözülür ve kendini tekrarlar.

Montaj fikri ile çalışan vazifesi geleneksel görüntünün modern yüzeye geçirilmesinden ibaret olana gelenekçi yaklaşım, PaulKlee’nin dediği gibi, zaten görülenin tasvirinden ibarettir. Nekrofliyadır. Şen’in resminde gelenek resimlenmez, bastırılırken hissedilir ve bu geleneğin arkeolojisi yoktur. Bu resimler salt ikonoklast olmasa da görselliği arkaya çeker.

Bir bütün dahi olsa, kendinden ayrışık bir halde, cinselliğin rotalarını şaşırmış, kendi parçalarıyla düşünen, olası işlevlerine boyun eğmeyen, bir resimden diğerine kendini yeniden kuran bu resim tabii ki beden resmidir. Bu beden varolan bir bedenden alınarak bozulmadığı gibi deforme edilerek üretilmiş değildir. Yani bir başka figürden aktarmaya dayanamaz, tümüyle kendisinin kurgusudur. Sade, indirgenmiş ve kendi çevrelerini kuran bu resim buranın resmi değildir ama buradandır.