“Derin olan her şey maske sever; en derin şeylerse imge ve meselden nefret eder.”
Friedrich Nietzsche

Bu metin, neredeyse iki yıl önce Heidelberg’de yazıldı. Böyle bakınca, belki çoğu metin misali, yayımlanması ertelenmiş bir metin. Nitekim oluşumuna neden olan soruların ve yanıtların bir kısmı, başka yazılarda ve başka bir kitapta dile geldi. Dolayısıyla Mithat Şen ve Bedenyazısı I, bugün yalnızca yazılmasıyla yayımlanması arasındaki zamansal farktan değil, aynı zamanda sorunsalların kavramsallaştırılmasına ilişkin de hatırı sayılır bir zaman açığından soluklanan bir metin.

Aynı izlek ısrarla takip edildiğinde, yola çıkarken geçerli görünmüş olan kavramlar geçerliliğini yitiriyor, yerlerini başkalarına bırakıyorlar.

Örneğin bu metinde sıkça geçen öykünme, temsil ve imge kavramları için geçerli bu. Öykünme kavramını mimesis, temsili re-presentation, imgeyi ise meta-phora karşılığı kullanıyorum. İmgeden söz ederken, imgenin taşıyıcı hareketini vurguladığım için onu yazınsal ve görsel imge diye ikiye ayırmıyorum.

Öykünmeyi bugün artık temsilden kopararak, onu -Roger Callois misali- esriyerek, öykünülen şeyin içinde erime olarak tanımlıyor ve İslami bir uzamda sanata ilişkin ayrı ve özerk bir kurumdan söz edemeyeceğimiz halde İslami denen sanatla ve tevhid ilkesiyle ilişkilendiriyorum. Böylece İslamiyet’e ilişkin bir bağlamda imge kavramına yeniden yaklaşmak, onu meta-phorikos’un taşıyıcı işlevinden uzaklaştırmak ve sanat öncesi bir yerde yeniden konumlandırmak gerekiyor.

Heidegger’in ontik-ontolojik farklılık olarak varlıkla varolanı birbirinden ayrıştırdığı bir uzamdan söz ediyoruz çünkü İslami denen uzamda; varlık, mutlak ve köktenci bir yabancılık halinde konumlandırıldığı anda onu pherein’in taşıyıcı özelliği sayesinde görünmez idea’ların meta evreninden varolana taşıyarak görünür kılmak gibi bir çaba, İslami uzamda devreye girmiyor. Görünmeyenden görünene doğru bir yol almıyor dolayısıyla imge;

tersine kendi imgeselliğinin temsilinden feragat ederek varlığı, ona bahsedilen özgül ve suskun dille başbaşa bırakmayı amaçlıyor.

Bu nedenle eğer bu metni bugün yazmış olsaydım, imgenin Batı ve İslami Doğu diye nitelendirilen -ve hatalı bir biçimde bütünselleştirilen- iki ayrı coğrafyaya ilişkin varlıkbilimsel farklılığını daha ilk bölümde dile getirir ve Mithat Şen’in görsel metnini çözümlerken bu ayrım üzerinden yol alırdım.

Ancak hedefi ve amacı böylesi belli bir yol, sanırım Mithat Şen’in görsel metninin temel özelliklerinden birini ıskalar, onun arzulanan belirlenemezliğini elinden alarak hak etmediği bir çerçevede belirlemiş olurdu. Bu yüzden kimi kavramın temellendirilmemiş olmasına karşın, bugünden geçmişe dönüp baktığımda metni kendi anlamsal bütünlüğü içinde bırakmayı yeğledim.

Metnin, kendi yüzergezer bütünlüğü içinde tutarlı ve çözümlediği görsel metne sadık olduğunu ve bu bütünlügü bozmaya ilişkin bir çabanın metni başka bir yere taşıyarak onu Mithat Şen ve Bedenyazısı I olma özelliğinden uzaklaştıracağını düşündüm ve -ifadeye ilişkin düzeltmeler bir yana- metnin tek bir cümlesine bile dokunmadim.

Çünkü önsel olarak konulmuş bir sav ekseninde tasarlanmış bir metin değildi Mithat Şen ve Bedenyazısı I; yola çıkarken amacı, Mithat Şen’in bilgisayar ortamında gerçekleştirdiği ve benim düşünsel bir seçim akrabalığıyla baglı olduğum üç beden serisini çözümlemekti. O yüzden çözümleme ilerlerken keşfettiğim ve cümlesini kurarak kavramsallaştırdığım ve genelleştirdiğim savlar, bu kitapta akademik jargona dahil bir söylem içinde yer almadı.

Onları metne sonradan eklemek, metne ait sadakati, kendiliğindenliği ve akışkanlığı bozacak metnin içinde gezinen düşünceleri onlara ait olmayan bir biçime sokacaktı.

Bu nedenle bu sunuş yazısında metne bir künye vererek onu zamansal bir çerçeveyle bağlamayı gerekli gördüm: bu metin, iki sene önce sorulan sorular doğrultusunda İstanbul’da yazılmaya başlanan ve Heidelberg’de tamamlan-ma-yan bir metin. Kaldı ki kitaba zamanında bilinçli bir tercihle verilmiş olan isim ve bu ismin ardındaki rakam bile onun bir başlangıç olma özelliği vurguluyor. Eğer bu metne bitmiş değil de -bu metnin içinden çıkan sorular doğrultusunda geçen yıl (yaz 1998) Defter dergisinin 34. sayısında yazmış olduğum gibi- sorduğu ve

sordurduğu soruların oluşumuna olanak tanıyan bir olasılık olarak bakılırsa, o zaman onu tek bir metne indirgemek olanaksızlaşıyor ve kitap -dilek kipi bu ya- farklı metinleri de kendi içine barındırmayı arzuluyor.

Nitekim yalnızca kitabın ona zamanında verilmiş olan ismi ardındaki rakam değil, kitabın kendi bile kendi içinde açılarak, en azından iki ayrı metni birden yazma iddiasında bulunuyor. Değil mi ki “iki metni aynı anda yazdığım zaman beni hadım edemezsiniz, düzçizgiselliği kırdığım zaman uyarılıyorum” diye yazıyor Derrida; “iki metin aynı anda yazılırsa nasıl oyunlar oynanır? Kim oynar? Kim neyi arzular ya da neden korkar?” diye soruyor, yalnızca Doğu’ya ve Batı’ya ve imgeye ilişkin iki ayrı metni birden içermeyi ve meta-pherein’i iki ayrı bağlamda birden açımlamayı değil, düzçizgiselliği ve telos’u kıranya da en azından kırmayı amaçlayan- iki ayrı zamanı da zamanlararası bir yarıkta konumlandırmanın olası olup olmadığını tartışmayı amaçlıyor kitap, iki farklı kütüphane kartına ve iki farklı künyeye sahip olmasının nedeni de bu.

Biri Mithat Şen’in bilgisayar ortamında gerçekleştirdiği üç beden serisi üzerine benim yazdığım metinden, diğeriyse benim yazdığım metinle birlikte bu kitapta yer alan ve ilk kez yayımlanan Beden 4. Seri’nin yanyanalığından oluşuyor; çünkü Mithat Şen ve Bedenyazısı I; böyle bakınca yalnızca birbirleri üzerinden yol alan iki ayrı metni içermeyi değil, aynı zamanda sözkonusu bu iki metni bile kendileri üzerlerinden çifte katlayan bir kitap olmayı amaçlıyor.

Kaçınılmaz olarak tam da bu nedenle okuma ve çifte yazma eyleminin kendi de sorunsallaşıyor: Aslında bir metni doğrudürüst okuyabilmek için onun ikizi olmak gerekiyor çünkü, ancak “bu durumda okuyuşunuz aynı zamanda bir yazma -ama Borges’in hikayesindeki gibi, çifte yazma haline” dönüşüyor.* Ne var ki eğer çifte katlamak, çifte katlanan metni yapıbozumuna uğratma olasılığını içinde barındırıyorsa, böyle bir ikizlik iddiasi ile çifte katlama eylemi birbiriyle çelişiyor; “beden imgesi” üzerinden özdeşliğin kendinden uzaklaştırılarak kendi üzerine katlandığı bir metinle karşı karşıyayız çünkü Mithat Şen’in görsel metinlerinde; dolayısıyla özdeşliği özdeşlik ötesi bir yere taşımayı amaçlayan bir metni “doğru dürüst okuyabilmek için” çelişkili bir biçimde daha işin başından “tam da onun saldırmak istediği şeye” yani öykünülen şeyin içinde esrimeyi yadsıyan ve öykünmeye aykırı düşen bir özdeşliğe “sahip olmak gerekiyor.”** Ancak bu, öykünmenin yüreğine doğru yol alan bir sorun ve bu kitapta yer almıyor.

Mithat Şen, 1997, Beden 4. Seri
13 bölümden oluşan Beden 4.Seri “Zeynep Sayın / Mithat Şen ve Beden Yazısı I” üzerine bilgisayar ortamında tasarlanmış kitap sayısı kadar çoğaltılmıştır.